kadin gider ve bunun siir oldugu söylenir
kadin gider ve bir sair dogar bundan
(ben hangi kadindan sair oldugumu bilirim)
“yazin bittigi her yerde söylenir”se
kadinin gittigi de her yerde söylenir
kadin gittigi her yerde siir diye söylenir:
kadinin gittigi yazin bittigidir, her yerde
yaz biter kadin giderse, bunun sonu siirdir,
yazin sonu siirdir, siirdir askin sonu…
sehir her semtiyle yazin pesine düsse
yaz uzar bundan ve asklar da nasiplenir,
yazin pesinde sehir, kadinin pesinde siir
eylülün semtine kadar böyle gidilir
bir gecede gittimdi hazirandan eylüle
eylül yazdan terkedilmisti, siirse haziranda
kadin tarafindan terkedildi o söylenceye:
bütün ogullar anneyi bir siire terkeder!
o kadin beni terkederse sair olurum
ogul oldugum kadin sakin beni terketme,
siirdir söylenir, yazdir biter, kadindir gider
bütün kadinlar siiri bir kadina terkeder!
zihnin bazen hızlıca neler yakalayabileceğine şaşırırsın.çiftlik dondurması çiftlikte yenir,ama önden kokoreç.
bitli maymunlar ya da uyuz aslan için değil,bi ankara klişesinin cezbediliciğidir oraya götüren.
küçük bi çocuksan önce bileğine uçan balon bağlanır,şanslıysan bi de eline kağıt helva.
ama en güzeli tıkır tıkır doğranan kokoreçtir ve bunu bekleyen insanların oluşturduğu kuyruk.
çiftlik dondurması da dönüşe yakışır.
sade ve yormayan cümleler.
muhakkak kendine göre herkesin kafasında gazete kupürleri,siyasi terimler,entelektüel cümleler,müthiş kişisel birikimi,bugüne kadar öğrendikleri var.karmaşık şeyleri çözüp hepsini kafanızda tutucak kadar zeki olabilirsiniz.etkileyici.ama benim için kıymetli olan sadelik.
yalnızca sade cümlelerden hoşlanıyorum.
bazen canım çok sıkılır.
bazen canım öyle sıkılır ki,yapmak istediklerimi bile yapmaktan vazgeçerim.
bazen canım öyle sıkılır ki,tüm girmediğim sokaklara girmek için yola çıkar,altıncı sokağın köşesindeki kaldırıma oturur,su içerim.
çok sıkılır bazen canım.gider bile bile gelmeyecek banliyö trenlerini beklerim.
gün kaybolana kadar bakışlarımı raylarda yürütürüm.çünkü raylarda yürümeye pek cesaret edemem.
bazen çok sıkılırım,öyle sıkılırım ki eski fotoğrafları işin içine sokup “artık arkadaşım olmayan eski lise arkadaşlarım”la tartışıp laf anlatmaya çalışırım rüyamda.
laf anlamayanlara laf anlatmamaya karar vereli çok yıl oluyor aslında.
biraz tüm benliğinle benimsemek üzerine düşündüm ve soğuk üzerine,biraz da açlık.
belki iliklerime dek üşürken, tüm benliğimle benimsemiş olsam da,savunamazdım.savunmaya hal bulamazdım.titrerken sokakta,galatasaraylı olmaktan samimiyetle bahsedemezdim yahut namaz kılmaktan.evvela dizlerimin üşümeyeceği bir yere gitmeyi teklif ederdim.
düşündüm de, samimiyetle üzülürken, yemek yemeyi de düşünebilirim,evet.sabahtan akşama dek koşmuşsan ve yemek yiyeli yarım günü geçmişse,enerjisizlikten ölüyorsan,ananenin kanseri konuşulurken,şu poğaçadan bi lokma bölsem mi diye düşünebilirsin.düşündüm.çaydan ne ara bi yudum alsam diye de düşündüm.
kışın en soğuk ve çılgınlar gibi titretici gününde o azimli cılız sesiyle yanıma gelen yehova şahidini de düşündüm.bi parça çekinerek,size biraz anlatabilir miyim derken,o mu daha insaniydi yoksa ben o poğaçaya öylece bakarken mi,bilmiyorum.
ben soğukta sıcak bir yer ve açlıkta bir lokma yemekten başka bir şey düşünemiyorum.
“tracy chapman çalıyoruz.”
etraf biara sahlep kokar gibi oldu ama rüzgar kokusu hakimdi; soğuk toprak kokusu taşıyan.
“tracy chapman çalıyoruz şimdi,ne güzel ses değil mi?”
haklısınız,sahleple iyi gidiyor.
bir yerlerden bir şeyler koktu,yahut bir fırtına koptu.
ben gözlerimi kapadım,tüm dünya etrafımda döndü,parmağımı koyduğum yerde durdum.durup izledim.
uzaklarda bir yerlerde bir şeyler oluyordu,oldu.
“bak en çok bu albümünü seviyorum.”
aa evet,hıhım.
tüm dünya etrafımda dönüyor,ama benim için dönmüyor.yahut dünyamın öyle dışındayım ki,yağmurlar kaçınılmaz oluyor.




















